Altın Portakal’da yarışma filmleri teker teker izleyici karşısına çıkmaya devam ediyor. Cemal Şan’ın imzasını taşıyan ve bir üçlemenin ikinci filmi olan “Dilber’in Sekiz Günü”, 14 Ekim Salı günü izleyiciyle buluştu.
Altın Portakal için yarışan ulusal filmlerden, Cemal Şan‘ın yönettiği “Dilber’in Sekiz Günü” festival kapsamında seyirci karşısına çıktı. Töre nedeniyle sevdiği adamla evlenmesine izin verilmeyen ve hayata küsen genç bir kadının, kendisini isteyen topal hademe Mehmet’le evlenip köyünden ayrılması ve yeni bir hayata başlamasını konu alan film, üçlemenin ilk filmi “Zeynep’in Sekiz Günü” gibi, sekiz günde geçiyor. “Zeynep’in Sekiz Günü”yle karşılaştırıldığında daha çok beğenilen , özellikle başrol oyuncuları Nesrin Cavadzade ve Fırat Tanış‘ın performansları ve Cemal Şan‘ın ekonomik anlatımıyla takdir topladı. Film gösteriminin ardından yönetmen Cemal Şan, oyuncu Nesrin Cavadzade ve görüntü yönetmeni Cengiz Uzun gösterimin ardından festival kafede soruları cevapladı.
Hikâye, gerçek bir karaktere dayanıyor
Filmin, daha önce gösterime giren “Zeynep’in Sekiz Günü” ve henüz gösterime sokulmayan “Ali’nin Sekiz Günü” ile bir üçlemeyi oluşturduğunu söyleyen yönetmen Şan, “Başlarken amacım aşkla ilgili üç kelimeye dair üçer film yapmaktı; akıl, kalp ve ruh. Ali, akla; Zeynep, kalbe, Dilber de ruha denk düşüyordu,” diye konuştu. Üçlemenin karakterleri Ali, Zeynep ve Dilber‘in yaşayan insanlar olduğunu belirten Şan, “Hikâyeler de gerçekten yola çıkarak senaryolaştırıldı,” dedi.
Şan, bir filmin bile finansmanını sağlamanın zorluğu ortadayken üçlemeyi nasıl finanse edebildiğine dair soruyu ise şöyle cevapladı: “Biz projeyi pek çok farklı yere götürdük ama hiçbir yapımcı ilgilenmedi. Bu filme hiçbir kurum, kuruluş ya da fonun desteği yoktur. Tamamen kendi paramızla ve gönüllülerin desteğiyle çektik. Ben televizyondan kazandığım parayı yatırdım. Yapımcı dostumuz Baran Seyhan, o bölgenin, Mardin’in insanı olarak akrabaları vasıtasıyla 100 kişilik ekibimizi doyurdu; gerçi bir kişi sanıyorlardı ama Baran‘ın arkadaşı geliyor diye haber verildiği için… Ve ekibimiz de normalde alınacak ücret neyse daha azına hatta yarısına çalışarak bu filmleri bitirmemizi sağladı.”
Hikâyenin temelini, dış dünyadan ziyade kendi iç dünyalarında yaşayan insanlar üzerine kurduğunu söyleyen yönetmen, “Bu noktada coğrafyanın çok da belirleyiciliği yoktu aslında. Başka bir yerde de çekebilirdim. Ama ben de Doğulu olduğum, Nusaybin’in o köyünü çok sevdiğim ve finans anlamında orada destek bulduğum için çekimler orada gerçekleştirildi,” diye konuştu.
Filmde Dilber‘i canlandıran Nesrin Cavadzade de önce senaryodaki Dilber‘den sonra da gerçek hayattaki Dilber‘den çok etkilendiğini söyledi: “Ben, senaryo olarak önüme geldiğinde de Dilber karakterinden çok etkilenmiştim. Bir yıl kadar o karakter üzerine çalıştım. Ve bir gün Mardin’de gerçek Dilber‘le, kocasıyla tanıştım. Benim Dilber‘imden daha olağanüstü bir kadın gördüm karşımda! Müthiş gözü kara ve verdiği kararların arkasında durup sorumluluğunu taşıyan harika bir insandı.”


mumu

